Yeni Bir Sayfa, Yeni Bir Dönem, Yeni Bir İş

dontUzun zamandır ilgi duyduğum örğenmeyi ve yapmayı istediğim bir  iş pozisyonuydu “sistem analisti” olmak. Matematik eğimi almanın getirdiğini düşündüğüm bitakım soyutlama, modelleme işlerine karşı büyük bir ilgi neticesinde oluştu bende bu merak. Şuan yaptığım iş de çok güzel çok zevkli bir iş ancak bana  hayal ettiğim yönde bir gelecek  sunmadığını da görebiliyorum. Uzun uğraşlar uzun araştırmalar neticesinde hayalimdeki bu  işi yapabileceğim biryer nihayet buldum ve şükürler olsun kabul edildim.  Gerçekten insanın hayal ettiği fırsatları yakalaması müthiş bir duygu ama yinede  insan bu duyguyu yaşarken diğer taraftan endişelenmiyor değil “acaba başarabilecekmiyim,  ya başaramassam ne olacak” diye. Bu anlarda insan etraftan kendine destek arıyor haliyle; motive edici sözler,  yazılar,  diyaloglar ihtiyaç oluveriyor biranda, tam da bu anda acaba  “başarabilecek miyim ?” derken bir blogda rastladığım “Bir sistem analisti olarak yaratılmadığınızın 10 işareti” başlıklı yazı yetişti imdadıma. Yazı oldukça hoş.  Kendimi bu kriterelere birebir uygun gördüğümü söyleyemem ama bu durum beni yinede umtsuzluğa sevketmedi çünki enazından bu işi yaparken neleri yapmamam gerektiğine dair artık biraz fikir sahibi olmuş oldum. İlgili yazıyı aşağıda kaynağını belirterek palaşıyorum. Umarım herşey yolunda gider ve istediğim, hayal ettiğim noktalara kısa sürede erişirim.

Bir sistem analisti olarak yaratılmadığınızın 10 işareti

#1: Müşterilerinizin IT’ye ayak uydurmasını bekliyorsunuz

İş ünvanında “analist” sözcüğünün geçiyor olmasının sebebi, sizden beklenenin iş ihtiyaçlarını analiz etmeniz ve IT’nin müşterilerine daha iyi hizmet veriyor olmasını sağlamanız olmasıdır. IT tarafında işlerin daha iyi ve daha güçlü işlemesini sağlayacak bir plan ile ortaya çıkabilirsiniz, ancak iç müşterilerinizin hemen kendi süreçlerini değiştirerek sizin planınıza uygun çalışmaya başlamalarını beklemeyin – planınızın işleyebilmesi için en azından bu değişikliğin kendi çıkarlarına olduğu konusunda onları ikna etmeniz gereklidir.

#2: Üst yönetim ile çalışmayı sevmiyorsunuz

Bazı tepe yöneticilerin teknolojinin neler yapıp neler yapamayacağı konusunda hiçbir fikirleri olmadığı bir gerçektir. Şu var ki, bir üst düzey yönetici yıllardır Blackberry’si üzerinden e-posta atmaktan daha teknolojik bir şey yapmamış olabilir. Bu kişilerin gerçek dışı taleplerini yönetmeye çalışırken bir taraftan aynı kişilerin sizin bir yılda kazandığınızı bir ayda kazandıklarını biliyor olmak da egonuz açısından rahatsız edici olabilir. Onların nerede yanlış yaptıklarını sabırlı bir şekilde kendilerine izah edemiyorsanız – cehaletlerini küçümseyici bir tavır almadan -, bir sistem analisti olarak başarılı olamazsınız.

#3: “Hayır” diyemiyorsunuz

“Hayır” diyebilmek hayatın tüm aşamalarında önemlidir, ancak bir sistem analisti olarak bir gün işinizin devamı buna bağlı hale gelebilir. Patronunuzla, onun patronuyla ve operasyon tarafının yöneticisiyle bir toplantıda olduğunuzu düşünün. Birisi o anda sizi yeni bir geliştirme ile ilgili onay vermeniz konusunda ikna etmeye çalışıyor ve patronunuz da size yardımcı olmuyor. Baskı altındayken, birçok kişi o anı kurtarabilmek için “Evet” diyebilir. Ancak bu yeni geliştirmeyi istenen süre ve bütçe ile yapabileceğinizden gerçekten emin değilseniz, bu baskıya karşı koymanız ve vakit kazanmanız gereklidir. Mantık dışı bir görev ile ilgili onay vermek başarısızlığın ilk adımıdır.

#4: “Evet” diyemiyorsunuz

“Hayır” demek sizi imkansızı vaat etmekten koruyabilir, ancak bu sözcüğü tutumlu kullanmanız en iyisidir. Bir sistem analisti olarak başarı elde etmek için, kendinizi iç danışman olarak görmelisiniz. İşletmenizin para kazanabilmek için IT araçlarına ihtiyacı var, ve siz bu araçların nasıl kullanılacağını belirlemelisiniz. Kendi iç müşterilerinizle birlikte çalışarak “Evet” diyebileceğiniz bir planı ortak yaratın. Neye ihtiyaç duyacağınızı tespit edin: Daha fazla vakit, daha fazla para, daha fazla insan ya da araç kaynağı – ve taleplerinizin arkasında durmak için kendinizi hazırlayın.

#5: Derme çatma ve kısa vadeli çözümlerden nefret ediyorsunuz

Çok az sistem analistinin elinde bir sistemi tümüyle baştan tasarlama ve sınırsız kapasite ile genişletme imkanı olur. İş çoğu zaman aynı eski platform üzerinde yamalanmış eski kodlarla yeni şeyler üretmekten ibarettir. Örneğin, bir iş ihtiyacını zamanında sunabilmek için tek seçeneğiniz küçük bir uygulama yaratıp onunla veriyi bir yerden alıp, işleyip, başka bir uygulamaya göndererek işletmenin erişip kullanabileceği yeni bir bilgi kaynağı yaratmaktır. Bu o an için amaca ulaşmayı sağlasa da, sonrasında sistemin kirlenmemesi için verinin doğru biçimde işlenmesini sağlayacak uzun dönemli bir plan sunmanız daha iyi bir fikir olacaktır.

#6: Yalnızca büyük resme odaklanıyorsunuz

Sistem seviyesinde bir çalışan olarak, bürokrasi yerine büyük resim hakkında daha fazla kaygı taşıyor olabilirsiniz. Ancak firmalar çoğu zaman her işin yapılması ile ilgili özel bir süreci takip ederler. Sıkı kontroller içeren prosesler kullanıcıların kaprislerine karşı sizi bir yere kadar koruyabilir, ancak aynı zamanda sizin projede ilerlemek yerine formlar ile uğraşmanıza sebep olarak sizi yavaşlatabilir. Dahası, yazılmayı bekleyen bir sürü dokümantasyon ve ilerleme raporu varken, harcamak isteyeceğinizden çok daha fazlasını testlere ve bürokrasiye ayırıyor durumda kalabilirsiniz.

#7: Karar almak için sezgilerinize güveniyorsunuz

Analiz ve sezgi birbirlerinden aşırı derecede farklı karar alma yöntemleridir, ve siz analiz yapmak için maaş alıyorsunuz. Yalnızca benzer tecrübelerinize, doğuştan yeteneklerinize ya da altıncı hissinize güvenerek işinizi yapamazsınız. Sonunda haklı çıkabilirsiniz, ancak projenizin planlama aşamasında, birçok iyi yönetici size çalışmanızı göstermenizi isteyecektir (matematik dersinde olduğu gibi). Unified Modeling Language (Birleşik Modelleme Dili – UML) ya da benzer modelleme araçları ile biraz vakit geçirmeye kendinizi hazırlayın. Peçete üzerinde karalayacağınız bir akış diyagramı kesinlikle yeterli olmayacaktır.

#8: Dinlemiyorsunuz

Mantıksal karar alabilme yeteneği bir sistem analisti için çok kritiktir, ancak başarılı olabilmek için başka kişisel yeteneklere de ihtiyacınız var. Bunlardan belki de en önemlisi dinlemektir. Son kullanıcılarla biraraya geldiğinizde, onların ihtiyaçlarını dinleyin ve pekiştirme soruları sorarak projenin iş tanımlarını mükemmelleştirin. Firmanın bir bütün olarak projenizden elde etmeyi beklediklerini anlayabilmek için mutlaka üst yönetimi de dinlemelisiniz.

#9: Taviz vererek uzlaşmanın kaybetmek olduğunu düşünüyorsunuz

Her zaman “doğru” cevabı kendinizin mi bildiğini düşünüyorsunuz? Hiçkimse eğer ihtiyaçlarını karşılamıyorsa doğru cevabın ne olduğunu umursamaz. Sizin en şık ve mantıklı tasarımınız eğer bütçeyi aşıyorsa ya da zaman planına uymuyorsa yetersiz bir tasarımdır. Firmanın sınırları doğrultusunda taviz vermeye ve projenizi yeniden oluşturmak zorunda kalabilmeye hazır olmalısınız.

#10: 9-5 haricinde çalışmak istemiyorsunuz

Sistem analisti ünvanı genel olarak sistemin bütününden sorumlu olmayı ifade eder. Bir problem çıktığında, sorun çözülene kadar çalışmanız gerekir. Günler boyunca uzun geceler ve haftasonları ofiste çalışmaya hazırlıklı olun. Eğer kendinizi bir anda tüm sistem hakkında tek bilgi sahibi kişi olarak bulursanız, en kısa zamanda birini kendi yedeğiniz olarak eğitmeye başlayın. Eğer firmanız sizin ve birbaşkasının böyle bir eğitime vakit ayırmasının gerekli olduğunu düşünmüyorsa, onları size bir otobüs çarptığı takdirde sistemin ve firmanın ne hale gelebileceği konusunda iyice bilgilendirmeniz gereklidir :)

Kaynak: http://www.fazlamesai.net/index.php?a=article&sid=4847

Değişim, Medya ve Gelecek

medya

Son dönemlerde internet camiasında bir sosyal medya çılgınlığıdır gidiyor. Dışarıdan bakıldığında basit bir olay  gibi düşünülebiliyor ancak içeride kocaman bir dünya olduğunu hemen farkedebiliyorsunuz. Endüstri veya sanayi toplumu dediğimiz bir halden Bilgi toplumu dediğimiz bir hale geçiyoruz ya, işte bunu en iyi algılayacağınız yer bloglarıyla portallarıyla network siteleriyle tube’larıyla hayatımızı saran internet merkezli bu sosyal medyadır. Medya dediğimizde aklımıza gelen elbette tv ve gazeteleriyle  görsel ve yazılı basındır ancak tam da bu nokta da bir kıyaslama, bir analoji yapacak olursak toplumun yaşadığı evrimsel değişimin başlangıcını ve geleceğini görmemek mümkün değil.

Medya deyince aklımıza gelen diğer bir algı 4. Kuvvet oluşudur öyle ki  bu algı bize medyanın  toplum üzerinde ki etkisinin nekadar büyük olduğunu gösterir. Ancak bu etki biliyoruzki tek taraflı bir etki’dir her ne kadar bu tür medyalar bize “insanlar neye ilgi duyarsa biz onları hazırlıyor ve sunuyoruz” deseler de , bu yaklaşımın gerçekçi olmadığı açıktır . Hepimiz biliyoruzki bildiğimiz yazılı ve görsel medya toplumu istenilen yönde etkiyebiliyor hatta daha büyük işlere bile kalkışıp Seçilmiş bir hükümeti yerinden ederken toplumu peşinden sürükleyebiliyor. Yazılı ve görsel medyanın bu konumu elbette antidemokratik bir durum. Bir grup insanın elinde bulundurduğu bir aygıt ve öyleki bu  aygıt o ülkenin toplumsal dinamikleri üzerinde tasarruf yapacak bir etkiye sahip. Siz her nekadar demokratik bir ortam sağlayıp farklılıkları artırsanızda bu hal bu türde medyaların genetiğine kodlu olduğu için en fazla etki alanını azaltabilirsiniz; o yine tek taraflı bir etkileşim üzerine varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Örneğin bir tv kanalı bir karakter yaratıp onu topluma beğendirebiliyor,  o karakteri popüler hale getirebiliyor; elbette her zaman başarılı olamıyor ama bunu yapabilecek konumda olması bizim için zaten yeterli. Ya da toplum tarafından sevilen bir karakteri görmezden gelerek, o yokmuş gibi davranarak onun hakkında olumsuz bir yayın yapmasına gerek bile kalmadan onun popülaritesini düşürebiliyor; burada da başarısız olduğu oluyor ama yine önemli olan bunu yapabilecek bir potansiyele sahip olmasıdır. Buradan anladığım etkisi ne kadar azaltılırsa azalsın tek taraflı ve demokratik olmayan bir ilişki mevcut,  işin kötü yanı bu ilişki türü toplumun evrimsel değişimi üzerinde etki edecek türdendir.

Globalleşmenin de ötesine geçen dünyamızda herşeyin köklü ve genetik türde değişikliğe uğradığı bir dönemi yaşıyoruz. Üretim biçiminin maddi emek üzerine kurulu olduğu bir dünyayı geride bırakıp maddi olmayan emeğin başat olduğu bir üretim biçimine geçtik . Bu bir cümlelik olay bile başlı başına  köklü değişliklerin habercisi demek. Hayatımızı saran değişiklikleri getiren araçlardan biriside internet oldu. Özellikle yukarıda bahsettiğim türde sıradan, bilindik medyaların çizdiği çerçeveler ile dünyayı okumaya çalışan toplum internet ile önce farklı çerçevelerle dünyayı izlemeyi öğrendi ve son dönemlerde gelişen internet merkezli medya dediğimiz kocaman bir dünya sayesinde insanlar kendi çerçevelerini yaratmayı öğrendiler. Düşünsenize tv yada gazeteler aracılığı ile  popüler olmuş kişiler ilerleyen zamanlarda internet ortamlarında da kendilerine yer ediyorlardı ancak kısa süre öncesine kadar internet ortamlarında popüler olanlar tv yada gazetelerde yer bulamıyorlardı. Ancak bugün geldiğimiz noktada tv ve gazeteler;  facebook ünlülerini, blog yazarlarını, youtube şarkıcı ve gruplarını görmezden gelemiyorlar. İnternet merkezli sosyal medya ortamalarında yer bulan, değer bulan herşey tv yada gazetelerde birşekilde yer alıyor yada yer almak zorunda kalıyor, hatta bu ortamların gündemlerini belirleyebiliyorlar. Bugün geldiğimiz noktada en çok izlenen tv kanalından 2 kat daha fazla izlenen youtube channel’lar var, en çok izlenen dizi’lerden daha fazla ilgi ve takip gören youtube kısafilmcileri var en çok okunan gazatelerden daha fazla okunan bloglar var.  içerik üretiminin ve tüketiminin sınırlanamadığı herşeye rağmen sansürlenemediği (sansürleseler bile işe yaramadığını görmekteyiz) , daha özgür, daha canlı, hatta yaşayan, nefes alan insansı bir dünyadan bahsetmekteyiz ve işin dikkat edilmesi gereken yanı bu dünya artık bildiğimiz medyaları takip etmekten çok bu medyalar tarafından takip ediliyor. Bu değişim Çok basit gibi gözüksede özünde köklü değişilikleri barındıran bir durumu barındırıyor.  Çünki üretici ve tütecinin keskin çizgilerle ayrıldığı, iktidar ilişkilerinin tek taraflı etkileşim üzerine kurulu olduğu , donuk, nefes almayan, cansız bir medya algısından üreticini ve tüketici kavramlarının altüst olduğu, paylaşımın esas olduğu, etkileşimin ve iktidar ilişkilerinin çok boyutlu olduğu,  yaşayan, hayatın bir parçası hatta hayattan bir parça olan bir medya algısına doğru yol almış bulunmaktayız. Toplumsal değişimlerde belirleyici unsurun  üretim ilişkilerideki değişimler ve ikitdar ilişkilerindeki değişimler olduğunu tarihe baktığımızda çok net görebiliyoruz. Bu doğrultuda baktığımızda yakın,  hemde çok yakın gelecekte köklü değişimlere şahit olacağımızı üstelik bu değişimin  boyutlarının tarihte şahit olduğumuz benzerlerinden daha umut verici bir değişim olacağını görüyorum


 

Kasım 2009
M T W T F S S
« Oct    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30  

Arşiv

Sayfalar

Etiketler

internet medya